flowroot Posts

Yazar: flowroot

İyilik ve kötülük doğuştan mıdır ?

Çocukluğumuzda izlediğimiz çizgi filmlerde genellikle iyiyle kötünün savaşına tanıklık etmişizdir. İyi kazandığı zaman sevinip kötü kazanınca nefesimizi tuttuğumuz o günlerden bu yana, gerçek yaşamda da siyaseti ve liderliği iyi ya da kötü diye ayırarak ilerler hâle geldik.

Hemen hemen koçluk ve terapi uyguladığım tüm kişiler bana şu soruyu soruyorlar: İyilik ve kötülük yaradılışımızın parçası mıdır? İnsan doğuştan kötü ya da doğuştan iyi midir? Uzmanlara göre, doğuştan getirdiğimiz mizaç, karakterimizin neredeyse yüzde ellisini oluşturmaktadır, ama bu doğuştan iyiyiz ya da kötüyüz demek için ne kadar yeterlidir?

Devamını Okumak İçin; http://blog.milliyet.com.tr/iyilik-ve-kotuluk-dogustan-midir–/Blog/?BlogNo=519699

İş Yerindeki Narsistler

İşyerinde fikirlerinizi kabul ettirmekte size zorluk yaşatan yönetici, geri bildirim kabul etmeyen çalışanınız, sonuçların kötü olduğunu kanıtlamanıza rağmen bunu sahiplenmeyen yönetici, eleştirdiğinizde size düşman kesilen arkadaşınız, önünüzü kesmek için plan yapan meslektaşınız, ufacık bir eleştiriye dahi tahammül edemeyen ve arkanızdan konuşan çalışanınız, gerçeği nasıl olup da bir türlü kabul etmediğini anlayamadığınız tepe yöneticiniz, okulda çocuğunuzu taciz derecesinde ezmeye çalışan o çocuk, evde sesinizi bir türlü işittiremediğiniz eşiniz, fiziksel güzellik takıntısı olan kız arkadaşınız, sosyal medyada bıkmadan usanmadan sürekli kendi fotoğrafını yayınlayan diğerleri aslında narsist olabilir mi?

Devamını Okumak İçin; http://www.hbrturkiye.com/blog/psikoloji/isyerindeki-narsistler

FLOW Coaching International Akademik Direktörü Talyaa Vardar DİJİTAL İK KONFERANSI’NDA

Bu yıl 26 Kasım 2014 tarihinde Salt Galata’da gerçekleştirilecek olan Dijital İK Konferansı için geri sayım başladı. Devir dijital devri… Elimizi neye atsak dijital bir ürünle karşılaşmamız an meselesi. Hal böyle olunca giderek gelişen bu dijital dünya hayatımızı da değiştiriyor, geliştiriyor ve yeniden şekillendiriyor.

Yaşanan bu değişimler, iş dünyasını da etkisi altına alıyor. Dijital çağa ayak uydurmak ve ilişki kurabilmek için şirketler yeni yollar çözümler arıyor, üretiyor. Dijital değişim her ne kadar makinelerden gelse de kaynağında insan unsuru yer alıyor. Bu sebeptendir ki kurumlardaki dönüşümün merkezinde insan kaynakları bölümleri yer almakta.

FLOW Coaching International Akademik Direktörü Talyaa Vardar, konferansta ‘’Sanal Sosyalleşme Tiki Odaklanmayı Nasıl Tehdit Ediyor’’ konulu oturumda yer alacak.

KEYİFLİ SÖYLEŞİLER

Bu bağlamda, geniş bir program içeriği bulunan ve 26 Kasım’da gerçekleşecek Dijital IK Konferansı, insan kaynakları sektörünün dijital çağa ayak uydurma sürecini mercek altına alıyor. Konferansta, Türkiye’de yaşanan değişim sürecini tanımlayan, yeni kavramlar ve çözümler sunan iddialı isimler, akademisyenler, konusunda uzman profesyoneller, öğrenciler yer alacak.

Dijital dünyanın yeni trendlerini öğrenmek ve sektöre katkılarını daha yakından takip etmek için bu konferansı kaçırmayın.

Anne Bloggerlar FLOW Coaching International’ın ‘Ebeveyn Koçluk Eğitimi’ni sevdi

FLOW Coaching International’ın Türkiye’de bir ilke imza attığı ve6 Kasım’da başlamaya hazırlanan ‘Ebeveyn Koçluk Eğitimi’nin tanıtımı geçtiğimiz Cumartesi anne bloggerlarla gerçekleşti.Yoğun katılımın olduğu etkinliğe bloggerlı anneler büyük ilgi gösterdi. FLOWCoaching International Akademik Direktörü Talyaa Vardar tarafından verilen seminerde anneler bir yandan merak ettiklerini sorarken bir yandan da keyifli dakikalar yaşadılar.‘’Liderlik Evde Başlar: Doğru Ebeveynlik’’ana temasıyla gerçekleşen seminerde ‘Çocuğumuzun mizacına uygun doğru ebeveynlik yaklaşımları nelerdir? Ebeveynler olarak, çocuklarımıza nasıl koçluk yapabiliriz? Çocuklarımızı başarılı bir hayata nasıl hazırlayabiliriz? Dört Mizaç nedir ve çocuğumuzun mizacını anlamak neden önemlidir?’ gibi başlıklar konu alındı.

Seminer sonunda memnuniyetlerini dile getiren anne bloggerlar, böyle bir programı Türkiye’ye getirdiği için FLOW Coaching International’a teşekkür ederek, her anne-babayı bilinçli ebeveyn olmaya davet etti.

‘ONA’ ÖZEL İLETİŞİM TARZI

Çocuk yetiştirme ve “Ebeveyn Koçluğu” konusundaki bilgi birikimini Türkiye’deki anne babaların hizmetine sunan Amerika’nın en yetkin Ebeveyn Koçluğu Enstitüsü ACPI ile işbirliğine giden FLOW Coaching International’ın ‘Ebeveyn Koçluk Eğitimi’, “Ebeveyn olmak, sonsuz bir çeşitliliğin bir ucundan tutmak gibi. Çocuğumuzun doğuştan getirdiği mizacı, sadece ona özgün ve standart öğretiler, nasihatler ve kulaktan dolma bilgilerle yoğurmak istemeyeceğimiz kadar özel. Bu nedenle, ebeveyn, onunla iletişim kurmanın ‘ona’ özel yolunu keşfetmelidir. Çocuğumuzu anlamak ve ona özel iletişim tarzını keşfetmek, çocuğumuzun birey olma yolundaki baş etme becerilerini kazanması için ona yapabileceğimiz en değerli yatırımdır” ifadesini vurguluyor.

PROGRAMDA NELER VAR?

Program, ebeveynlere dört ana karakter özelliğinin anlatılması ile başlıyor. Doğru dinleme, gözleme, soru sorma, takdir edici sorgulama ve doğrulayıcı dil kullanma gibi farklı tekniklerin öğretildiği programda, her mizaçtaki çocuğun doğuştan getirdiği karakter özellikleri de masaya yatırılarak doğru davranış modelleri gösteriliyor.

Programda, doğrulayıcı dil kullanmanın önemini vurgulayan Flow Coaching International Akademik Direktörü Talyaa Vardar “Aslında tüm çocuklar kendi getirdikleri özellikleri o kadar erkenden bize anlatmaya başlıyorlar. Dört aylık bir bebek bile karakter özellikleri hakkında bize ciddi ip uçları verebiliyor. İşte bu noktada farklı yaklaşımlar ve klasik olmayan bakış açılarıyla ebeveynlere çocuklarının ileride nasıl daha başarılı bireyler olabileceklerini anlatıyoruz” diyor.

Eğer siz de çocuğunuzla doğru iletişim kurmanın yollarını arıyorsanız, geç kalmış sayılmazsınız. Flow Coaching International Akademik Direktörü Talyaa Vardar tarafından verilecek olan Profesyonel Ebeveyn Koçluğu Eğitimi 6 Kasım’da başlayacak ve 3 gün sürecek.

Hayatı Sevenleri Herkesten Farklı Kılan 10 Şey

Yönetici koçluğu alanında uzmanlaşan Flow Uluslararası Koçluk Okulu ekibi, mutlu insanları farklı kılan temel özellikleri sıraladı. İnsanları sahip oldukları şeyler değil, dünyayı ve kendilerini algılama biçimleri mutlu ediyor… Üstelik dünyayı ve kendimizi algılama biçimimizi değiştirmek bütünüyle elimizde…

Mutlu insanlar, onları mutlu eden çok özel yeteneklere sahip değiller. Herkesinkinden farklı bir hayat da sürmüyorlar. Çok daha iyi bir işe ya da alabildiğine sorunsuz bir aileye sahip oldukları da söylenemez. Ancak şurası açık ki, onlar hayatı herkesten farklı algılıyor ve yorumluyorlar.

Tabii ki algılarımız tümüyle kendi kontrolümüz altında değil. Kimi zaman hayat, pek çok şeyi öylece yolumuzun üzerine serpiştiriveriyor. Ancak çoğu zaman mutsuzluk kaynaklarını bizzat kendimiz alıyoruz hayatımıza. Kararlarımız, seçimlerimiz ve nihayet kimi eylemlerimiz belirliyor hayatımızın yönünü. Mutlu mu, mutsuz mu bir insan olacağımızı da yine kendimiz belirliyoruz. İşte size mutlu insanları, mutsuz olanlardan ayıran 10 temel özellik.

Kendilerini severler.

Mutlu insanlar, başkalarına kendilerini sevdirmeye çalışmazlar. Kendilerini sever ve başkalarının onları sevip sevmediğiyle pek de ilgilenmezler. Onları sevebilirsiniz ya da onlardan nefret edebilirsiniz. Bunun için sizi ödüllendirmeyecek ya da cezalandırmayacaklardır. Çünkü onlar için fark etmez. Ne istiyorlarsa onu yapacak ve her durumda kendileri gibi davranacaklardır. Başkasının kabul ya da onayını almak için yorulmayacaklardır. Sizin ekibinizin bir parçası olmak istemeyeceklerdir, çünkü kendini seven biri başlı başına bir ekiptir. Kendi hayatlarını yaşar ve kimin onları sevdiği ya da sevmediği ile ilgilenmezler.

Bağımsızdırlar.

İstedikleri şeyi yaptıkları için, yaptıkları şeyi de severler. Yapmak zorunda oldukları için değil, arzu ettikleri için harekete geçerler. Herhangi bir şey yapmak zorunda olduklarına inanmaları mümkün değildir. Elbette kurallara uyacaklardır, vergilerini ödemeleri gerektiğini, doğa kanunları gereği vakti geldiğinde öleceklerini bilirler. Bir konuda harekete geçiyor, bir yere gidiyor, bir topluluğa katılıyorlarsa, kesinlikle istedikleri içindir. Kimse onları bir şeye zorlayamaz ya da bir şeyin parçası olması için tuzağa düşüremez. Çünkü kendi düşüncelerine, başkalarının düşüncelerinden daha çok önem verirler. Doğru olduğuna inandıkları şeyi yapar ve bunun için kimseden izin istemezler.

Arkadaşlarını sever ve onlara güvenirler.

Arkadaş konusu kimi zaman netameli olabilir. Çünkü bütün arkadaşlarınıza güvenemezsiniz. Ayrıca arkadaşlarınızın sahibi de değilsinizdir. Herkes sizin kadar bağımsız olmak ister. Onların da kendi arzuları ve ihtiyaçları vardır. Tıpkı sizin gibi, arkadaşlarınız da kendi düşüncelerini, hedeflerini öncelikli görürler. Ama yine de hepimiz arkadaş edinmek isteriz. Ne var ki onlara fazlasıyla güvenmek hayal kırıklıklarına neden olabilir.

Mutlu insanlar hem yakın arkadaşlar edinip hem de bağımsızlıklarını korumayı başarabilirler. Bağımsızlık duygusunu kaybetmek, aşırı güven ihtiyacını da beraberinde getirir ki arkadaşlıklar çoğu zaman bu yüzden bozulur.

“Neler yapıyorsun” sorusuna cevap olarak mesleklerini söylemezler.

Mutlu insanlar kendilerini meslekleriyle tanımlamazlar. Onlara “neler yapıyorsun” diye sorduğunuzda o günlerde yaptıkları pek çok şeyden söz edebilirler. Örneğin yenilerde gittikleri ya da gitmeyi planladıkları bir şehirden bahsederler. Bazen de üzerine çalıştıkları projeyi anlatırlar. Son zamanlarda çözmek zorunda oldukları bir problemden, üyesi oldukları dernekten, başka insanlarla ortaklaştıkları alanlardan da konuşabilirler.

Onlara ne yapıyorsunuz diye sorduğunuzda verecekleri cevap geçimlerini sağladıkları işle ilgili olmayacaktır. Mutlu insanlar, yaşamayı arzu ettikleri hayatla yaşadıkları hayat arasındaki o zor dengeyi kurabilirler. Çünkü isteseniz de istemeseniz de bazı tecrübeleri edinmek zorunda kalabilirsiniz. Böyle zamanlarda nasıl davrandığınız mutlu ya da mutsuz olma halinizi de belirler.

“Nerede yaşıyorsun” diye sorduğunuzda, “Şu ara…” diye başlayan cevaplar verirler.

Mutlu insanlar etrafta dolaşmayı severler. Belki de tebdil-i mekanda rahatlık olduğu için bu kadar seyahat ediyorlardır. Ya da bir yerde durup hayatlarını orada tüketmek onlara sıkıcı geliyordur. Yalnızca yeni insanlarla tanışıp yeni tecrübeler edinmeyi seviyor da olabilirler. Kimbilir, henüz kendileri için en doğru yeri bulmadıklarına inanıyorlardır. Bu insanların dünyanın her yerinde kendi evlerinde gibi yaşadıklarını görürsünüz. Bir ülkeye ya da şehre bağımlı kalmazlar. Nerede yaşadıklarını sorduğunuzda kimi zaman “dünyada” diye cevap verirlerse kızmayın, dalga geçtikleri için değil, sahiden öyle hissettikleri içindir.

Ne düşüneceklerine ve neye inanacaklarına kendileri karar verirler.

Mutlu insanların kendi felsefeleri vardır. Neye inanacaklarını da kendileri belirlerler. Onlara tek bir kitabın hayatınızı nasıl değiştirdiğini anlatabilmenize imkan yoktur. Siz ne istiyorsanız onu yaşayabilirsiniz, istediğiniz her şeye de inanabilirsiniz, tabii inandıklarınız sizi tatmin ettiği sürece. Mutlu insanlar sizi yargılamazlar, ancak onların kendi doğru ve yanlışları vardır.

Kendi geçiciliklerinin farkındadırlar.

Ölümlü olduklarını bilirler. Bu bilginin idrakine varmakla kalmayıp kabullendiklerini attıkları her adımda hissedersiniz. Neden mi? Çünkü kaçınılmazdır. Ölümlülük fikrinden kurtulmak mümkün değildir. Yapabileceğiniz tek şey bu bilgiyle başa çıkabileceğiniz bir yöntem geliştirmektir. Mutlu insanlar ölümden korkmazlar. Ölüm fikrinden kurtulmaya çalışmak için enerji harcamazlar. Kaçınılmazlığını bilir ve hayatlarını buna göre yaşarlar. Ölümü kontrol altına alabayacaklarını bilir, ama kişisel hayatlarını kendi kontrolleri altında tutabilmek için de her şeyi yaparlar.

Dünyayı kendi oyun alanları olarak görür, zihinleriyle ona yön verirler.

Onları bir şeylerin böyle gelip böyle gideceğine inandırmak mümkün değildir. Tek bir hakikatin varlığına da ikna olmayacaklardır. Bunun yerine kendilerine inanır ve herkesin bildiği hakikati değiştirmeye çalışırlar. Kendi hayatlarını bütünüyle kontrol altında tutabileceklerine inanırlar. Dünyayı tam da görek istedikleri gibi görür, yetenekleri ölçüsünde onu daha da iyi kavramaya ve değiştirmeye çalışırlar. Çünkü mutlu insanlar, kendi kurguladığımız dünyalarda yaşadığımızı bilirler. Onlar kendi dünyalarını, başkalarından daha iyi kurgularlar.

Şimdiki zamanda yaşar, gelecek zamanı hayal ederler.

Mutlu insanların da umutları, düşleri ve hedefleri vardır. Arzuları ve hırsları da olacaktır. Ama bunlar tarafından tuzağa düşürülmemeleri gerektiğini de bilirler. Çünkü dünya gerçekleşmeyecek düşlerin peşinde ömür heba edecek bir yer değildir. Hayatı yalnızca geleceğe bakarak yaşarsanız şimdiki zamanı kaçırmış olursunuz. Şimdiki zaman, yani içinde yaşadığımız an yaşayabileceğiniz tek andır. Geriye kalansa bir göz aldanmasından ibarettir.

Başkalarını değiştirmeye çalışmaz, onlarla nasıl birlikte yaşayacakları sorusuna cevap ararlar.

Enerjinizi başka insanları değiştirmek için harcamak zaman israfıdır. İnsanlar değişirler elbette, ama bu değişim kendi arzu ettikleri yönde olacaktır. Onları ne kadar zorlarsanız zorlayın işe yaramayacaktır. Aksine, bir insanı değiştirmeye çalışmak genellikle niyet edilenin tersi yönde sonuç verir. Böylesine imkansız bir amaçla enerji ve zaman harcamak yerine ne mi yapmalı? Sizden farklı insanlarla arzu ettiğiniz iletişimi kurmak için ne yapmanız gerektiği sorusunun cevabına odaklanmalısınız. Onları değiştiremeyeceğinize göre, aranızdaki ilişkiyi sizin için faydalı bir şekle büründürmenin yollarını bulmalısınız. Bu da olmuyorsa, bırakın kendi yollarına gitsinler.

Ne Zaman Koçluk, Ne zaman Mentorluk?

Neden çalışıyoruz?

Hemen hemen herkes, çoğu zaman kendine bu soruyu sorar.

Daha konforlu yaşamak için, daha mutlu olabilmek için ya da herkes çalıştığı için…

Evet, çalışıyoruz çünkü ihtiyacımız var.

Modern dünyanın sunduğu büyük pastadan payımıza düşeni almak istiyoruz, belki de. İş yaşamı, insanın hayatıdır aslında. Hayat, iş-işlerden oluşmuştur. Eğer herhangi bir işiniz yoksa aslında hayatınız da yok demektir. Sadece boşa harcadığımız vaktimiz vardır.

İçinde yaşadığımız modern dünyanın en büyük unsurlarından biri olan iş hayatı, günümüzde yükselen ticari ilişkiler doğrultusunda işveren ve çalışan arasındaki diyaloğu birebir etkisi altına alıyor.

Ticaretin ilk ortaya çıkış nedeni insanların ihtiyaçlarını karşılama arzusu iken, zamanla paranın keşfiyle ekonomik değer olarak insan hayatını etkisi altına aldı. Her gün sabah saatlerinde işe gitmek için yola koyulan çalışan kesim, hızlı ve gelişen dünya koşulları ekseninde zamanlarının büyük kısmını iş odaklı yaşamaya başladı. Dolayısıyla da iş hayatı bireylerin ‘hayatı’ oldu. Bu yüzdendir ki, günün 11 saatini iş yerinde geçiren bireyler, huzurlu bir ortamda yer almak istiyor.

Öte yandan dört duvar arasına sıkışan çalışan kesim, son yüzyılın vebası ‘stres’ ile tanıştı. Fakat iş hastalığına kapılmayı önleyen gelişen metod ve yaklaşımlar, bireyi bu sıkışmış çemberin içinden çıkardı.

Peki nedir bu yaklaşımlar? Son dönemde sıklıkla karşımıza çıkan ‘koçluk ve mentorluk’ bu yaklaşımların başında geliyor.

Şu bir gerçek ki, birçok konuda olduğu gibi bu iki kavramı da birbirine karıştırıyor insanoğlu. Günümüzde koçluk ve mentorluk; çalışan performansını yükseltmek, yöneticilerin liderlik yeteneklerini geliştirmek ve kişisel gelişim sürecini hızlandırmak için kullanılan yöntemlerin başında gelir. Bu yöntemler sadece çalışanları motive edip performans artışını sağlamamakta, aynı zamanda bu performans artışının dışarıya olumlu yansımalarını da beraberinde getirmektedir.

Mentorluk nedir? Mentor; aynı kurumun içinde bulunan, o kurum içinde farklı görevlerde çalışıp tecrübe kazanmış olan, astlarına şirket politikası, kurum gereklilikleri, çalışma stratejileri ve kariyerini yönlendirme konularında tavsiyelerde bulunan yol gösterici kimse olarak tanımlanabilir.

Koçluk nedir? Koçluk ise; kişilerin profesyonel liderlik ve yöneticilik vasıflarını geliştirmeye yönelik , kısa vadeli belli hedeflerle yola çıkıp daha etkili sonuçlara ulaşmayı hedefleyen geçmişi değiştirmekten çok geleceğe yönelik çalışan bir hizmettir. Koçlar eğitim verdikleri kişilere içinde bulundukları koşulları geliştirmeyi, yeni hedefler belirleyip bunlara ulaşmaya çalışmayı ve yaşamlarındaki önemli şeyleri bir sıraya koymayı öğretmektedirler.

Ne Zaman Koçluk, Ne zaman Mentorluk?

Koçluk ve mentorluk arasındaki farklara değinecek olursak; koçun temel hedefleri performansı geliştirmek, davranış değişimi yaratmak, beceri geliştirmek, değişimi yönetmesini sağlamaktır. Mentorun temel hedefleri ise; mentinin kişisel ve kariyer gelişimine rehberlik yapmak ve desteklemektir. Koçlukta gönüllülük zorunlu değildir, mentorun gönüllülüğü esastır. Koçun odak noktası; problemler, vizyon, hedef odaklı gelişim, performans, spesifik gündem- danışanın gündemidir. Mentorun odak noktası kariyer gelişimi, yeni ekibin kurumu anlaması, tanıması ve sosyalleşmesidir. Aynı zamanda, kariyer merdiven planlaması ve bilgi transferidir.

Koçlukta süreç ve ilişki, belli bir süreyi kapsar. Non-direktif -tavsiye verilmez, yönlendirme yapılmaz.

Koçun konu ile ilgili uzmanlığı, bilgisi olması şart değildir.

Koç, soru-sorgulama, düşündürtme yoluyla danışanın kendisini bulmasını sağlar.

Mentor, uzun vadelidir. Süreç ve hedef odaklıdır. Tavsiye, deneyim aktarımı, geri bildirim, soru-sorgulama, modelleme yöntemleri uygulanır. Hedef odaklıdır.

Koçun yetkin bir kurum tarafından özel bir eğitim görmesi ve profesyonel koç olması gereklidir. Mentorun, başlangıçta iki – üç günlük eğitim görmesi ve süreç takibi, sonuçların ölçümü yeterlidir.

Profesyonel Koçluk Hakkında En Çok Sorulan Sorulara Yanıtlarımız

*Koçluk eğitimi almak isteyenlerin sayısında nasıl bir artış var?

Tüm dünyada 2008 yılında yaşanan krize ragmen Uluslararası Koçluk Federasyonuna kayıtlı koçların sayısında müthiş bir artış var. 2012 yılında ICF (Uluslararası Koçluk Federasyonu) tarafından yürütülen global araştırmaya göre, tüm dünyada 50,000 civarı koç olduğu tahmin ediliyor. Elimizde 2013 yılının verileri yok, çünkü halen araştırma sürüyor. Bu veriye baktığımızda, 2011 yılında 11,000 olan ICF’e kayıtlı koç sayısından 2012 yılında nereye geldiğini ve nasıl bir artış olduğunu hesaplayabiliriz.

Koçluk, meslek edinmeye olan talep anlamında dünyanın belki de en hızla talebi artan mesleği. 

Türkiye genelinde böyle bir araştırma henüz yok. Ancak, FLOW Uluslararası Koçluk Okulu olarak kendi verilerimizden söyleyebiliriz ki, Koçluk meslek olduğundan bu yana, talep ve sınıf doluluğu anlamında %30-40 civarında bir artış yaşıyoruz. Bunlara, telefonla ve farklı yollarla gelen talepleri dahil etmiyorum. Bu şekilde de bizi arayanların sayısı arttı, ancak koç olmak, pek çok kişi için de maliyetler yüksek olduğu için bir bütçe ve zaman planlaması gerektiriyor.

*Ağırlıklı olarak kimler koç olmak istiyor?

Kanada’daki programlarımıza başvuran kişilerin ve koçluk eğitimi alan kişilerin profilleri Türkiye’ye nazaran daha fazla değişkenlik gösteriyor. Yaşam koçu olmak isteyenler Kanada’da daha ağırlıklı iken; Türkiye’de profil daha çok kurumsal alanda çalışmak isteyen kişilerden oluşuyor. Bu yüzden de daha çok kurumlarda çalışan beyaz yakalılar ve hatta orta ve üst düzey yöneticiler koç olmayı talep ediyor. Burada amaç, kurumsal koçluk yapabilmek ki, burada da kurumların yatırımı daha çok yöneticilere olduğu için doğal olarak yönetici koçluğu öne çıkıyor.

Bunların yanı sıra, koçluk eğitimi alanların (en azından bizim öğrencilerimiz) tamamının üniversite mezunu olduğunu söyleyebilirim. Yaş ortalaması da 30’un üzeri. Başvurular ağırlıklı olarak İstanbul’dan geliyor. Eğitime talebin daha çok kadın nüfustan geldiğini belirtmek mümkün olsa da, meslek olduktan sonra erkek nüfustan da talepler arttı. Burada bir istatistik vermek gerekirse, erkek katılımcı sayısında 1’e 3 bir artış olduğunu söyleyebilirim.

Yaşam koçluğu yapmak amacıyla gelen başvuruların neredeyse tamamının kadınlardan geldiğini söyleyebilirim.

*Koçluk için başvuru yapan kişilere örnek verilebilir mi?

Bize başvuranlar daha çok orta ve üst düzey yöneticiler. Ayrıca, henüz yönetim seviyesine gelmemiş olan beyaz yakalı kurum çalışanlarından da başvurular alıyoruz.

Koçluğun meslek olmasından sonra, Tepe  yöneticileri arasından  Koçluğu emeklilik planı olarak görenlerin sayısı da arttı. Burada bir istatistik veremiyorum ama şunu söyleyebilirim: daha önce koçluğu ciddiye almayan ve hatta karşısında duran tepe yöneticilerinden, bu kararın ardından koç olma kararı verip programımıza katılanlar var. Bu gelişim ile, kurumların yönetimlerinin koçluğa bakış açıları da değişti.

İnsan Kaynakları Yöneticilerinden de epey yoğun talep alıyoruz. İnsan Kaynakları alanında çalışanların meslekleri gereği koçluk becerilerini edinmeleri şart. Keza, benzer şekilde kurumlardaki yöneticilerin de koçluk yapmayı öğrenmeleri ekip ve insan yönetim becerilerini yukarıya taşıyor. Burada amaç illa ki kişinin profesyonel koç olması değilse de, koçluk insan ilişkilerine ve kişisel farkındalıkta baş etme becerilerini çok yukarıya taşıdığı için kurumlar bu talebi yapıyor. Bu nedenle, pek çok kurum yöneticilerini programımıza yolluyor, yöneticiler de bu durumdan gayet memnun. Hem tatmin edici bir eğitim sürecinden geçiyorlar, hem de meslek değeri taşıyan bir sertifikaya sahip oluyorlar. Kurum açısından da, yönetici açısından da bir kazan-kazan durumu doğuyor.

Profillere örnek vermek gerekirse, örneğin en son programımızda bir holdingin Satış Direktörü; başka kurumlardan  İnsan Kaynakları Yöneticileri; başka bir kurumun Operasyondan Sorumlu Genel Müdürü; IT Direktörü; Satış Yöneticisi; Eğitim Sorumlusu; Bir Grubun İdari İşler Bölüm Başkanı … gibi profiler var idi.

Bunların yanı sıra, bir de bireysel katılımcılarımızdan başvurular alıyoruz. Bu kişilerin amacı koçluğu kendi farkındalıkları ve gelişimleri için kullanmak ve ilerleyen zamanlarda profesyonel koçluk yapabilmek.

*Okullar ile digger Koçluk Eğitimlerini Ayrıştırmak Önemli

Benim burada bir ayrım yapmam gerekiyor: ICF akreditasyonuna sahip ACTP  sertifikasyonuna götüren okulların eğitimleri ile ICF ACTP akreditasyonu olmayan kurumların eğitimleri. ICF Akreditasyonu olmayan eğitimlerin fiyatları çok değişkenlik gösteriyor ve sertifikayı veren kurumun belgesi olmanın ötesinde bir akreditasyon değeri yok. Pek çok kişi uygun fiyatlı olduğu için bu eğitimleri tercih ediyor, ancak daha sonra yetkinlik bakımından maalesef koçluk mesleğini icra etmekte zorlanıyorlar. Burada etik standartlar da önemli, belki de en çok gündeme gelmesi gereken konu.

Okul seçiminde dikkat edilmesi gereken kriterler:

–          Eğitim saati- ICF’in şart koştuğu ve onayladığı minimum eğitim saati 125 saattir

–          Eğitim içeriğinin ICF’in tüm dünyada geçerli ve tanımlı mesleki yetkinliklerini öğretiyor olması

–          Eğitimi veren kişinin aktif olarak profesyonel koçluk yapıyor olması

–          Eğitimi veren kişinin bilgi birikimi ve deneyimi

–          Mentorluk ve süpervizyon olması

–          Pratiği güçlendirici yöntem ve yaklaşımların olması

–          Sertifikanın geçerli bir sertifika olması

Koçluk meslek olduktan sonra, sertifikasyon önemli bir konu halini aldı. Bu nedenle, profesyonel koç olmak isteyen kişilere uyarım ICF ACTP akreditasyonuna sahip olan okulları seçmeleri.

Çalışanlarınızın Sizi Desteklemesini Nasil Sağlarsınız?

İşiniz başınızdan aşkınken, çalışanlarınızın performanslarını geliştirmek üzere onları nasıl destekleyebilirsiniz? Üst yönetim ve İK sizden çalışanlarınıza koçluk yapmanızı beklerken, bunca işin arasında, bir de buna nasıl zaman ayırabilirsiniz?

Bu, yöneticilerin ortak problemi. Öte yandan da, şayet çalışanların beceri gelişimini desteklemezseniz, sürekli size aynı konu, soru ve problemlerle gelmeye devam edecekler… oydu buydu derken bir süre geçmiş olacak ve siz belli kişilerin, belli problemlerine aynı yaklaşımlarla gününüzün büyük bir bölümünü geçiriyor olduğunuzdan, iş dışı saatlerde ancak kendi işinize odaklanabileceksiniz. Çalışanların kendi sonuçlarının sorumluluklarını almaktansa, size gelmeyi tercih etmeleri kolay ve günü kurtaran hızlı yol. Ancak, yukarıdan bakıldığında, orta ve uzun vadede verimlilik için bunun en doğru yol olduğunu söyleyemeyiz. Bir süre sonra, zaman yiyicilerinizin arttığını ve enerjinizin azaldığını deneyimleyeceksiniz. Hatta, ilerleyen zamanda, sabrınızın da azalacağını söyleyebiliriz. İşte bu sebeplerden, etkin bir yönetici ve hatta lider olabilmek koçluk yapmayı gerektiriyor. Nereden başlayabilirsiniz? İşinizi kolaylaştırın ve gelişim odaklı, hevesli çalışanlarınızla başlayın. Sonra da, ekibin performansını aşağı çekenleri adresleyin ve koçlukla etki alanınız içine alarak bataklığı kurutmaya başlayın. Akabinde de yetkinlikleri yüksek ancak rutinden sıkılmış çalışanlarınıza dokunun.

Çalışanlarınızın;

  • Ortak ve bireysel hedefler tanımlayabilmeleri,
  • Kendilerini esnetmeleri,
  • Tanımladıkları hedefleri başarmak adına içsel enerji kaynağı yaratabilmeleri,
  • Kendi gelişimlerini sahiplenmeleri,
  • Ayrıca, kendi gelişimlerini ve süreçleri takip etmeleri için onlara koçluk yapın.

Aksi takdirde bunu ertelemeniz durumunda;

  • Zamanınız hep yoğun olacak,
  • Enerjiniz giderek azalacak,
  • Süre geçtikçe çalışanlarınıza sabrınız azalacak,
  • Sorumluluk sadece sizde birikecek,
  • Operasyona gömüleceksiniz,
  • Yukarıya çıkıp, orta ve uzun vadeli planlar yapmaya enerjiniz ve zamanınız kalmayacak,
  • Kendinizi ve ihtiyaçlarınızı sürekli erteleyeceksiniz,
  • Bir süre sonra, sağlığınız bundan etkilenecek.

O yüzden, ufak ufak, bir yerden başlayın; çalışanların sizin yükünüzü ve sorumluluğunuzu paylaşması için ilk koçluk adımlarınızı atın, giderek bunun yönetici olarak elinizi güçlendirdiğini göreceksiniz.

‘Koçluk’ Meslek Olarak Resmen Tanındı

Koçluk, 26 Haziran 2013 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan “Koçluğun Uluslararası Meslek Standartları ile Türkiye’de “meslek” dalları arasında yerini aldı.

İş ve yönetim sektöründe Türkiye İnsan Yönetimi Derneği (PERYÖN), Koçluk Platformu Derneği ve Uluslararası Profesyonel Koçluk Derneği tarafından hazırlanan Meslek Standartları, İş ve Yönetim Sektör Komitesi tarafından incelenerek, MYK Yönetim Kurulu tarafından onaylanmış ve 29.06.2013 tarih ve 28692 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak Ulusal Meslek Standardı olarak yürürlüğe girdi.

Bu konuda eğitimi olmayan kişilerin koçluk adına yaptığı ve mesleğin yanlış tanınmasına neden olan çalışmaların önüne geçmesi beklenilen bu gelişmenin, koçluk mesleğinin ülkemizde doğru anlaşılmasına ve konumlandırılmasına büyük katkı sağlayacağı düşünülmektedir.