Category: Genel

Kategori: Genel

İyilik ve kötülük doğuştan mıdır ?

Çocukluğumuzda izlediğimiz çizgi filmlerde genellikle iyiyle kötünün savaşına tanıklık etmişizdir. İyi kazandığı zaman sevinip kötü kazanınca nefesimizi tuttuğumuz o günlerden bu yana, gerçek yaşamda da siyaseti ve liderliği iyi ya da kötü diye ayırarak ilerler hâle geldik.

Hemen hemen koçluk ve terapi uyguladığım tüm kişiler bana şu soruyu soruyorlar: İyilik ve kötülük yaradılışımızın parçası mıdır? İnsan doğuştan kötü ya da doğuştan iyi midir? Uzmanlara göre, doğuştan getirdiğimiz mizaç, karakterimizin neredeyse yüzde ellisini oluşturmaktadır, ama bu doğuştan iyiyiz ya da kötüyüz demek için ne kadar yeterlidir?

Devamını Okumak İçin; http://blog.milliyet.com.tr/iyilik-ve-kotuluk-dogustan-midir–/Blog/?BlogNo=519699

Anne Bloggerlar FLOW Coaching International’ın ‘Ebeveyn Koçluk Eğitimi’ni sevdi

FLOW Coaching International’ın Türkiye’de bir ilke imza attığı ve6 Kasım’da başlamaya hazırlanan ‘Ebeveyn Koçluk Eğitimi’nin tanıtımı geçtiğimiz Cumartesi anne bloggerlarla gerçekleşti.Yoğun katılımın olduğu etkinliğe bloggerlı anneler büyük ilgi gösterdi. FLOWCoaching International Akademik Direktörü Talyaa Vardar tarafından verilen seminerde anneler bir yandan merak ettiklerini sorarken bir yandan da keyifli dakikalar yaşadılar.‘’Liderlik Evde Başlar: Doğru Ebeveynlik’’ana temasıyla gerçekleşen seminerde ‘Çocuğumuzun mizacına uygun doğru ebeveynlik yaklaşımları nelerdir? Ebeveynler olarak, çocuklarımıza nasıl koçluk yapabiliriz? Çocuklarımızı başarılı bir hayata nasıl hazırlayabiliriz? Dört Mizaç nedir ve çocuğumuzun mizacını anlamak neden önemlidir?’ gibi başlıklar konu alındı.

Seminer sonunda memnuniyetlerini dile getiren anne bloggerlar, böyle bir programı Türkiye’ye getirdiği için FLOW Coaching International’a teşekkür ederek, her anne-babayı bilinçli ebeveyn olmaya davet etti.

‘ONA’ ÖZEL İLETİŞİM TARZI

Çocuk yetiştirme ve “Ebeveyn Koçluğu” konusundaki bilgi birikimini Türkiye’deki anne babaların hizmetine sunan Amerika’nın en yetkin Ebeveyn Koçluğu Enstitüsü ACPI ile işbirliğine giden FLOW Coaching International’ın ‘Ebeveyn Koçluk Eğitimi’, “Ebeveyn olmak, sonsuz bir çeşitliliğin bir ucundan tutmak gibi. Çocuğumuzun doğuştan getirdiği mizacı, sadece ona özgün ve standart öğretiler, nasihatler ve kulaktan dolma bilgilerle yoğurmak istemeyeceğimiz kadar özel. Bu nedenle, ebeveyn, onunla iletişim kurmanın ‘ona’ özel yolunu keşfetmelidir. Çocuğumuzu anlamak ve ona özel iletişim tarzını keşfetmek, çocuğumuzun birey olma yolundaki baş etme becerilerini kazanması için ona yapabileceğimiz en değerli yatırımdır” ifadesini vurguluyor.

PROGRAMDA NELER VAR?

Program, ebeveynlere dört ana karakter özelliğinin anlatılması ile başlıyor. Doğru dinleme, gözleme, soru sorma, takdir edici sorgulama ve doğrulayıcı dil kullanma gibi farklı tekniklerin öğretildiği programda, her mizaçtaki çocuğun doğuştan getirdiği karakter özellikleri de masaya yatırılarak doğru davranış modelleri gösteriliyor.

Programda, doğrulayıcı dil kullanmanın önemini vurgulayan Flow Coaching International Akademik Direktörü Talyaa Vardar “Aslında tüm çocuklar kendi getirdikleri özellikleri o kadar erkenden bize anlatmaya başlıyorlar. Dört aylık bir bebek bile karakter özellikleri hakkında bize ciddi ip uçları verebiliyor. İşte bu noktada farklı yaklaşımlar ve klasik olmayan bakış açılarıyla ebeveynlere çocuklarının ileride nasıl daha başarılı bireyler olabileceklerini anlatıyoruz” diyor.

Eğer siz de çocuğunuzla doğru iletişim kurmanın yollarını arıyorsanız, geç kalmış sayılmazsınız. Flow Coaching International Akademik Direktörü Talyaa Vardar tarafından verilecek olan Profesyonel Ebeveyn Koçluğu Eğitimi 6 Kasım’da başlayacak ve 3 gün sürecek.

Hayatı Sevenleri Herkesten Farklı Kılan 10 Şey

Yönetici koçluğu alanında uzmanlaşan Flow Uluslararası Koçluk Okulu ekibi, mutlu insanları farklı kılan temel özellikleri sıraladı. İnsanları sahip oldukları şeyler değil, dünyayı ve kendilerini algılama biçimleri mutlu ediyor… Üstelik dünyayı ve kendimizi algılama biçimimizi değiştirmek bütünüyle elimizde…

Mutlu insanlar, onları mutlu eden çok özel yeteneklere sahip değiller. Herkesinkinden farklı bir hayat da sürmüyorlar. Çok daha iyi bir işe ya da alabildiğine sorunsuz bir aileye sahip oldukları da söylenemez. Ancak şurası açık ki, onlar hayatı herkesten farklı algılıyor ve yorumluyorlar.

Tabii ki algılarımız tümüyle kendi kontrolümüz altında değil. Kimi zaman hayat, pek çok şeyi öylece yolumuzun üzerine serpiştiriveriyor. Ancak çoğu zaman mutsuzluk kaynaklarını bizzat kendimiz alıyoruz hayatımıza. Kararlarımız, seçimlerimiz ve nihayet kimi eylemlerimiz belirliyor hayatımızın yönünü. Mutlu mu, mutsuz mu bir insan olacağımızı da yine kendimiz belirliyoruz. İşte size mutlu insanları, mutsuz olanlardan ayıran 10 temel özellik.

Kendilerini severler.

Mutlu insanlar, başkalarına kendilerini sevdirmeye çalışmazlar. Kendilerini sever ve başkalarının onları sevip sevmediğiyle pek de ilgilenmezler. Onları sevebilirsiniz ya da onlardan nefret edebilirsiniz. Bunun için sizi ödüllendirmeyecek ya da cezalandırmayacaklardır. Çünkü onlar için fark etmez. Ne istiyorlarsa onu yapacak ve her durumda kendileri gibi davranacaklardır. Başkasının kabul ya da onayını almak için yorulmayacaklardır. Sizin ekibinizin bir parçası olmak istemeyeceklerdir, çünkü kendini seven biri başlı başına bir ekiptir. Kendi hayatlarını yaşar ve kimin onları sevdiği ya da sevmediği ile ilgilenmezler.

Bağımsızdırlar.

İstedikleri şeyi yaptıkları için, yaptıkları şeyi de severler. Yapmak zorunda oldukları için değil, arzu ettikleri için harekete geçerler. Herhangi bir şey yapmak zorunda olduklarına inanmaları mümkün değildir. Elbette kurallara uyacaklardır, vergilerini ödemeleri gerektiğini, doğa kanunları gereği vakti geldiğinde öleceklerini bilirler. Bir konuda harekete geçiyor, bir yere gidiyor, bir topluluğa katılıyorlarsa, kesinlikle istedikleri içindir. Kimse onları bir şeye zorlayamaz ya da bir şeyin parçası olması için tuzağa düşüremez. Çünkü kendi düşüncelerine, başkalarının düşüncelerinden daha çok önem verirler. Doğru olduğuna inandıkları şeyi yapar ve bunun için kimseden izin istemezler.

Arkadaşlarını sever ve onlara güvenirler.

Arkadaş konusu kimi zaman netameli olabilir. Çünkü bütün arkadaşlarınıza güvenemezsiniz. Ayrıca arkadaşlarınızın sahibi de değilsinizdir. Herkes sizin kadar bağımsız olmak ister. Onların da kendi arzuları ve ihtiyaçları vardır. Tıpkı sizin gibi, arkadaşlarınız da kendi düşüncelerini, hedeflerini öncelikli görürler. Ama yine de hepimiz arkadaş edinmek isteriz. Ne var ki onlara fazlasıyla güvenmek hayal kırıklıklarına neden olabilir.

Mutlu insanlar hem yakın arkadaşlar edinip hem de bağımsızlıklarını korumayı başarabilirler. Bağımsızlık duygusunu kaybetmek, aşırı güven ihtiyacını da beraberinde getirir ki arkadaşlıklar çoğu zaman bu yüzden bozulur.

“Neler yapıyorsun” sorusuna cevap olarak mesleklerini söylemezler.

Mutlu insanlar kendilerini meslekleriyle tanımlamazlar. Onlara “neler yapıyorsun” diye sorduğunuzda o günlerde yaptıkları pek çok şeyden söz edebilirler. Örneğin yenilerde gittikleri ya da gitmeyi planladıkları bir şehirden bahsederler. Bazen de üzerine çalıştıkları projeyi anlatırlar. Son zamanlarda çözmek zorunda oldukları bir problemden, üyesi oldukları dernekten, başka insanlarla ortaklaştıkları alanlardan da konuşabilirler.

Onlara ne yapıyorsunuz diye sorduğunuzda verecekleri cevap geçimlerini sağladıkları işle ilgili olmayacaktır. Mutlu insanlar, yaşamayı arzu ettikleri hayatla yaşadıkları hayat arasındaki o zor dengeyi kurabilirler. Çünkü isteseniz de istemeseniz de bazı tecrübeleri edinmek zorunda kalabilirsiniz. Böyle zamanlarda nasıl davrandığınız mutlu ya da mutsuz olma halinizi de belirler.

“Nerede yaşıyorsun” diye sorduğunuzda, “Şu ara…” diye başlayan cevaplar verirler.

Mutlu insanlar etrafta dolaşmayı severler. Belki de tebdil-i mekanda rahatlık olduğu için bu kadar seyahat ediyorlardır. Ya da bir yerde durup hayatlarını orada tüketmek onlara sıkıcı geliyordur. Yalnızca yeni insanlarla tanışıp yeni tecrübeler edinmeyi seviyor da olabilirler. Kimbilir, henüz kendileri için en doğru yeri bulmadıklarına inanıyorlardır. Bu insanların dünyanın her yerinde kendi evlerinde gibi yaşadıklarını görürsünüz. Bir ülkeye ya da şehre bağımlı kalmazlar. Nerede yaşadıklarını sorduğunuzda kimi zaman “dünyada” diye cevap verirlerse kızmayın, dalga geçtikleri için değil, sahiden öyle hissettikleri içindir.

Ne düşüneceklerine ve neye inanacaklarına kendileri karar verirler.

Mutlu insanların kendi felsefeleri vardır. Neye inanacaklarını da kendileri belirlerler. Onlara tek bir kitabın hayatınızı nasıl değiştirdiğini anlatabilmenize imkan yoktur. Siz ne istiyorsanız onu yaşayabilirsiniz, istediğiniz her şeye de inanabilirsiniz, tabii inandıklarınız sizi tatmin ettiği sürece. Mutlu insanlar sizi yargılamazlar, ancak onların kendi doğru ve yanlışları vardır.

Kendi geçiciliklerinin farkındadırlar.

Ölümlü olduklarını bilirler. Bu bilginin idrakine varmakla kalmayıp kabullendiklerini attıkları her adımda hissedersiniz. Neden mi? Çünkü kaçınılmazdır. Ölümlülük fikrinden kurtulmak mümkün değildir. Yapabileceğiniz tek şey bu bilgiyle başa çıkabileceğiniz bir yöntem geliştirmektir. Mutlu insanlar ölümden korkmazlar. Ölüm fikrinden kurtulmaya çalışmak için enerji harcamazlar. Kaçınılmazlığını bilir ve hayatlarını buna göre yaşarlar. Ölümü kontrol altına alabayacaklarını bilir, ama kişisel hayatlarını kendi kontrolleri altında tutabilmek için de her şeyi yaparlar.

Dünyayı kendi oyun alanları olarak görür, zihinleriyle ona yön verirler.

Onları bir şeylerin böyle gelip böyle gideceğine inandırmak mümkün değildir. Tek bir hakikatin varlığına da ikna olmayacaklardır. Bunun yerine kendilerine inanır ve herkesin bildiği hakikati değiştirmeye çalışırlar. Kendi hayatlarını bütünüyle kontrol altında tutabileceklerine inanırlar. Dünyayı tam da görek istedikleri gibi görür, yetenekleri ölçüsünde onu daha da iyi kavramaya ve değiştirmeye çalışırlar. Çünkü mutlu insanlar, kendi kurguladığımız dünyalarda yaşadığımızı bilirler. Onlar kendi dünyalarını, başkalarından daha iyi kurgularlar.

Şimdiki zamanda yaşar, gelecek zamanı hayal ederler.

Mutlu insanların da umutları, düşleri ve hedefleri vardır. Arzuları ve hırsları da olacaktır. Ama bunlar tarafından tuzağa düşürülmemeleri gerektiğini de bilirler. Çünkü dünya gerçekleşmeyecek düşlerin peşinde ömür heba edecek bir yer değildir. Hayatı yalnızca geleceğe bakarak yaşarsanız şimdiki zamanı kaçırmış olursunuz. Şimdiki zaman, yani içinde yaşadığımız an yaşayabileceğiniz tek andır. Geriye kalansa bir göz aldanmasından ibarettir.

Başkalarını değiştirmeye çalışmaz, onlarla nasıl birlikte yaşayacakları sorusuna cevap ararlar.

Enerjinizi başka insanları değiştirmek için harcamak zaman israfıdır. İnsanlar değişirler elbette, ama bu değişim kendi arzu ettikleri yönde olacaktır. Onları ne kadar zorlarsanız zorlayın işe yaramayacaktır. Aksine, bir insanı değiştirmeye çalışmak genellikle niyet edilenin tersi yönde sonuç verir. Böylesine imkansız bir amaçla enerji ve zaman harcamak yerine ne mi yapmalı? Sizden farklı insanlarla arzu ettiğiniz iletişimi kurmak için ne yapmanız gerektiği sorusunun cevabına odaklanmalısınız. Onları değiştiremeyeceğinize göre, aranızdaki ilişkiyi sizin için faydalı bir şekle büründürmenin yollarını bulmalısınız. Bu da olmuyorsa, bırakın kendi yollarına gitsinler.